8 Eylül 2011 Perşembe

Yabancılaşan Yalnızlık

Şimdi bu yazıyı kime yazacağımı bilmiyorum, yalnızlık değil mi bu ? O'na mı, okuyana mı, bana mı, bize mi, hepsine mi yoksa hiçbirine mi ? Blog mu okuyoruz, sınava mı giriyoruz diyorsunuzdur belki de.. Yaz yaklaşırken girdi hayatıma, yaz biterken de çıktı gitti.. Ölü bir Yaz'ı bıraktı kucağımda, yazmazsam olmaz..Haftalar geçer, Eylül'ün hüzün çiçekleri açar güneşsiz, solmak da bilmez, senin zehrin onun besinidir, doymak bilmez. Tam herşeyini verdim dersin, ince koyu mavi eski bir tişortü bulur seni ev işi yaparken, her şeyi sordum dersin, başka bir soru(n) peydah olur artık uyuyamadığın yatağında, her şeyi aldım dersin birkaç fotoğraf gelir aklına unuttuğun, kısa süreli umut tacirleri çalar kapını, al sana mazeret der, ver tişortü, sor sorunu iste fotoğrafını, bakarsın kıvılcımı olur barışmanın..Ama dur bakalım biz küsmemiştik dersin, biz darılmadık, gururumuzun kurbanı da olmadık, affedilemez hatalar da yapmadık, ee ayrıldık ama.. Yanlış o ayrıldı ben aynı yerdeyim..Geriye kalan sonuçtur her zaman...Artık beni sevmiyor. Sonra ne oluyor ama, yalnızlığım geliyor aklıma benim önceki sevgilim, açıyor kollarını ben hiç gitmedim hep buradaydım diyor, bu vefa alkışlanır fakat bu cefayla zor. Ben de artık çok sevemiyorum ki kendimi, eskisi gibi saramıyorum yalnızlığımı, koynuma alıp yatamıyorum. Yazının bundan sonrası +18 ler için ama ciddiye almayın bilet kesmiyorum kesebilseydim ilk onunkini keserdim. O'nun değdiği her şeyi sahipleniyorsun eli hala orada gibi, ahh ne çok severdim ellerini öperdim ama yetmez ellerden ayırırdım ellerini sahiplenirdim, şefkatle bazen hoyratça öperdim, ellerime alırdım ellerini öperdim hep el üstünde tutarak bu yüzden o bilmezdi ellerimi..Gizleyemezdim ondan bir şey, onu her haliyle sevdim ya bencilce isterdim aynısını her halimle sevsin beni, ne halim varsa görüyorum şimdi. En çok da bu yalın halim koyuyor bana sade geceleri değil, artistliğe gerek yok, sabahları da aşk çekişiyorum..Güneş değil, kabus değil, iş değil, saat değil yokluğu uyandırıyor beni biliyorum. Nasıl mı uyuyorum peki, karanlıkta o yanımdaymış gibi yapıyorum, yalan söyledim yapamıyorum, uyuyabiliyorum çünkü zihnim yoruluyor düşünmekten, acıyı donduruyor uyku ama sabah servisini 5 yıldızlı bir otel disipliniyle yapıyor, yatağıma getiriyor kahvaltımı, sonra soruyorlar bana neden bir şey yemiyorsun, ben koca bir mevsimden açık büfe nemalanıyorum arkadaşım, doyurmuyor sadece iştahımı alıyor 'zayıflığım' da bundan zaten. Her geçen gün bir zafer kazanmış gibiyim aslında, askerlik gibi gün sayıyorum şafağa, beni şehit sananlara gazi sıfatıyla çay içmeye gideceğim mesela gelecek planlarımda. Yazının bu kısmı O'na ; Ne kadar mı sevmişim seni, dünya param olsa hiçbir şirket sigorta yapmaz bana. Daha mı açık konuşayım ? Hiç param yok işte...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder